Kadir
New member
Cihan’ı Nüma Ne Anlama Gelir? Dilbilim, Tarih ve Bilimsel Veriler Işığında Bir İnceleme
Cihan’ı Nüma Ne Anlama Gelir? Kelimenin Kökeninden Kâtib Çelebi’nin Eserine
“Cihan’ı nüma” ifadesini ilk gördüğümde bende de oldukça ilginç bir merak uyandırmıştı: İki kelimelik bu eski ifade neden bugün hâlâ kitap adlarında, kültürel metinlerde ve edebî anlatımlarda karşımıza çıkıyor? Daha önemlisi, “cihan” ile “nüma” yan yana geldiğinde gerçekten ne anlatılmak isteniyor?
Bu soruyu yalnızca sözlük anlamıyla ele almak bence yetersiz. Çünkü “Cihannümâ” kelimesi, Osmanlı Türkçesindeki Farsça tamlamaların yapısını, klasik İslam coğrafyacılığını ve 17. yüzyılda değişen dünya tasavvurunu aynı anda anlamayı gerektiriyor. Bu nedenle konuya dilbilimsel, tarihsel ve bilim tarihi açısından yaklaşmak daha açıklayıcı.
Araştırmaya başlarken ilk ayrımın yazım biçiminden yapılması gerekiyor. Günümüz Türkçesinde genellikle “Cihannümâ” şeklinde birleşik yazılan kelime, köken bakımından “cihan” + “nümâ” unsurlarından oluşur. “Cihan” Farsça kökenli olup dünya, âlem, evren veya bütün varlık alanı anlamlarında kullanılmıştır. “Nümâ” ise Farsça numûdan/numāy- kök ailesiyle ilişkili olup “gösteren, gösteren kimse veya şey, sergileyen” anlam alanına sahiptir.
Dolayısıyla kelimenin temel anlamını Türkçeye “dünyayı gösteren”, “dünyayı sergileyen”, “dünyayı tanıtan” veya bağlama göre “dünya tasviri” şeklinde aktarabiliriz.
Bu noktada “Cihan’ı Nüma” ile “Cihannümâ” arasında küçük fakat önemli bir fark vardır. Modern Türkçe açısından “cihanı nüma” ifadesini kelime kelime “cihanı gösteren” biçiminde yorumlamak mümkün olsa da tarihî eser adı söz konusu olduğunda yerleşik biçim Cihannümâdır. Yani burada tek başına bir kişinin adı veya sıradan bir sıfat tamlamasından değil, belirli bir tarihsel terimleşmeden söz ediyoruz.
“Cihan” ve “Nüma” Kelimeleri Dilbilimsel Olarak Ne İfade Eder?
Kelimenin anlamını çözmenin en güvenilir yollarından biri morfolojik çözümlemedir. Başka bir ifadeyle, sözcüğü oluşturan parçaları ve bu parçaların tarihî kullanımını ayrı ayrı incelemek gerekir.
“Cihan” kelimesi Farsça jahān biçiminden gelir ve “dünya” anlamındadır. Ancak klasik metinlerde anlamı yalnızca fiziksel gezegenle sınırlı değildir. “Âlem”, “dünya”, “varlık alanı” ve kimi bağlamlarda “insanın yaşadığı bütün dünya” gibi daha geniş anlamlara ulaşabilir.
“Nümâ” ise özellikle Farsça birleşik kelimelerde “gösteren, ortaya çıkaran, sergileyen” anlamı veren bir unsur olarak karşımıza çıkar. Türkçedeki “numune” ile doğrudan aynı kelime olduğunu düşünmek doğru değildir; ancak aynı Farsça sözcük ailesi üzerinden düşünüldüğünde “göstermek/ortaya koymak” semantiği anlaşılabilir.
Bu nedenle “Cihannümâ”yı yalnızca “dünya” şeklinde çevirmek eksik kalır. Kelimenin asıl vurgusu dünyanın kendisinden çok dünyanın bilgisine erişmeyi ve onu tasvir etmeyi ifade eder.
Tam da bu nedenle kelime, coğrafya kitabı için oldukça anlamlı bir adlandırmadır.
Cihannümâ Denildiğinde Neden Kâtib Çelebi Akla Geliyor?
“Cihannümâ” denildiğinde Türk-İslam bilim tarihi açısından en önemli referanslardan biri Kâtib Çelebi’nin Cihannümâ adlı eseridir. Kâtib Çelebi’nin 17. yüzyılda hazırladığı bu çalışma, Osmanlı coğrafyacılığında son derece önemli bir yere sahiptir.
TDV İslâm Ansiklopedisi, Cihannümâ’yı Osmanlı ülkelerinin ilk sistematik coğrafya kitaplarından biri olarak değerlendirir. Eserin amacı yalnızca şehirleri sıralamak değildir. Denizler, nehirler, adalar, ülkeler, şehirler, iklimler, doğal özellikler ve siyasi yapılar gibi çok çeşitli bilgileri bir araya getirmeye çalışır.
Daha da ilginç olanı, Kâtib Çelebi’nin farklı bilgi geleneklerini karşılaştırmasıdır. Araştırmalar, onun İslam coğrafya literatürünü Avrupa kaynakları ve atlaslarıyla birlikte değerlendirdiğini göstermektedir.
John J. Curry’nin Osmanlı Araştırmaları dergisinde yayımlanan çalışması, Kâtib Çelebi’nin Cihannümâ aracılığıyla Avrupa coğrafyacılığında ortaya çıkan yeni bilgileri İslam coğrafya geleneğiyle bir araya getirme çabasına dikkat çeker.
Burada kelimenin anlamı ile eserin yöntemi arasında dikkat çekici bir uyum vardır: Cihannümâ, gerçekten de “dünyayı gösterme” iddiası taşıyan bir bilgi projesidir.
Bilimsel Açıdan Cihannümâ Nasıl Araştırılır?
Bu konuda bilimsel bir çalışma yapmak için tek bir yönteme bağlı kalmak yeterli değildir. En az üç farklı araştırma yöntemi kullanılabilir.
İlk yöntem filolojik incelemedir. Burada kelimenin eski metinlerdeki yazılışları, sözlüklerdeki karşılıkları ve farklı dönemlerdeki kullanımları karşılaştırılır.
İkinci yöntem metinlerarası karşılaştırmadır. Kâtib Çelebi’nin hangi Doğu ve Batı kaynaklarından yararlandığı incelenir. Bu yöntem sayesinde eserin özgün katkılarıyla başka kaynaklardan aktardığı bilgiler birbirinden ayrılabilir.
Üçüncü yöntem ise tarihsel-kartografik analizdir. Metindeki coğrafi bilgiler haritalarla karşılaştırılır. Böylece 17. yüzyıldaki coğrafi bilgi seviyesinin hangi noktalarda günümüz bilgisiyle örtüştüğü veya ayrıştığı görülebilir.
Mesut Elibüyük’ün Coğrafi Bilimler Dergisinde yayımlanan araştırması da Cihannümâ’nın tarihî coğrafya açısından önemini bu çerçevede ele alır. Araştırmada eserin denizlerden karalara, akarsulardan yerleşmelere ve ekonomik faaliyetlere kadar geniş bir coğrafi bilgi alanı sunduğu belirtilmektedir.
Dolayısıyla “Cihannümâ” yalnızca güzel bir kitap adı değildir; dönemin bilgi üretme anlayışını da yansıtan kavramsal bir ifadedir.
Peki “Dünyayı Gösteren” Gerçekten Bilimsel Bir İddia mıydı?
Burada modern bilim anlayışı ile 17. yüzyıl bilgi anlayışını birbirine karıştırmamak gerekir.
Bugün bir coğrafya çalışmasından beklediğimiz şey ölçülebilir koordinatlar, uydu görüntüleri, istatistiksel modeller ve doğrulanabilir veri setleridir. Kâtib Çelebi’nin döneminde ise bilgi üretiminin araçları farklıydı. Seyahatnameler, eski coğrafya eserleri, haritalar, astronomik bilgiler ve farklı bölgelerden gelen raporlar temel bilgi kaynakları arasında bulunuyordu.
Bu nedenle Cihannümâ'yı modern anlamda bir “bilimsel atlas” olarak değerlendirmek anakronik olur. Buna karşılık eseri kendi tarihsel bağlamında sistematik bilgi derleme ve karşılaştırma girişimi olarak değerlendirmek daha isabetlidir.
TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki incelemeye göre Kâtib Çelebi, Batı kaynaklarına giderek daha fazla başvurmuş ve farklı kaynaklardan gelen bilgileri eserinde birleştirmiştir. İkinci telifinde Batı kaynaklarının yanı sıra çok sayıda Doğu kaynağından da yararlanmıştır.
Bu yöntem, günümüz akademik araştırmalarındaki “literatür taraması” kavramıyla birebir aynı değildir; fakat bilgi kaynaklarını toplama, karşılaştırma ve sistematik biçimde düzenleme bakımından dikkat çekici bir benzerlik taşır.
Erkekler Daha Veri Odaklı, Kadınlar Daha Sosyal mi?
Konuyu toplumsal açıdan tartışırken sıkça karşılaşılan bir iddia şudur: erkeklerin dünyayı daha fazla veri, mantık ve sistem üzerinden; kadınların ise sosyal ilişkiler, empati ve insan deneyimleri üzerinden değerlendirdiği söylenir.
Cihan’ı Nüma Ne Anlama Gelir? Kelimenin Kökeninden Kâtib Çelebi’nin Eserine
“Cihan’ı nüma” ifadesini ilk gördüğümde bende de oldukça ilginç bir merak uyandırmıştı: İki kelimelik bu eski ifade neden bugün hâlâ kitap adlarında, kültürel metinlerde ve edebî anlatımlarda karşımıza çıkıyor? Daha önemlisi, “cihan” ile “nüma” yan yana geldiğinde gerçekten ne anlatılmak isteniyor?
Bu soruyu yalnızca sözlük anlamıyla ele almak bence yetersiz. Çünkü “Cihannümâ” kelimesi, Osmanlı Türkçesindeki Farsça tamlamaların yapısını, klasik İslam coğrafyacılığını ve 17. yüzyılda değişen dünya tasavvurunu aynı anda anlamayı gerektiriyor. Bu nedenle konuya dilbilimsel, tarihsel ve bilim tarihi açısından yaklaşmak daha açıklayıcı.
Araştırmaya başlarken ilk ayrımın yazım biçiminden yapılması gerekiyor. Günümüz Türkçesinde genellikle “Cihannümâ” şeklinde birleşik yazılan kelime, köken bakımından “cihan” + “nümâ” unsurlarından oluşur. “Cihan” Farsça kökenli olup dünya, âlem, evren veya bütün varlık alanı anlamlarında kullanılmıştır. “Nümâ” ise Farsça numûdan/numāy- kök ailesiyle ilişkili olup “gösteren, gösteren kimse veya şey, sergileyen” anlam alanına sahiptir.
Dolayısıyla kelimenin temel anlamını Türkçeye “dünyayı gösteren”, “dünyayı sergileyen”, “dünyayı tanıtan” veya bağlama göre “dünya tasviri” şeklinde aktarabiliriz.
Bu noktada “Cihan’ı Nüma” ile “Cihannümâ” arasında küçük fakat önemli bir fark vardır. Modern Türkçe açısından “cihanı nüma” ifadesini kelime kelime “cihanı gösteren” biçiminde yorumlamak mümkün olsa da tarihî eser adı söz konusu olduğunda yerleşik biçim Cihannümâdır. Yani burada tek başına bir kişinin adı veya sıradan bir sıfat tamlamasından değil, belirli bir tarihsel terimleşmeden söz ediyoruz.
“Cihan” ve “Nüma” Kelimeleri Dilbilimsel Olarak Ne İfade Eder?
Kelimenin anlamını çözmenin en güvenilir yollarından biri morfolojik çözümlemedir. Başka bir ifadeyle, sözcüğü oluşturan parçaları ve bu parçaların tarihî kullanımını ayrı ayrı incelemek gerekir.
“Cihan” kelimesi Farsça jahān biçiminden gelir ve “dünya” anlamındadır. Ancak klasik metinlerde anlamı yalnızca fiziksel gezegenle sınırlı değildir. “Âlem”, “dünya”, “varlık alanı” ve kimi bağlamlarda “insanın yaşadığı bütün dünya” gibi daha geniş anlamlara ulaşabilir.
“Nümâ” ise özellikle Farsça birleşik kelimelerde “gösteren, ortaya çıkaran, sergileyen” anlamı veren bir unsur olarak karşımıza çıkar. Türkçedeki “numune” ile doğrudan aynı kelime olduğunu düşünmek doğru değildir; ancak aynı Farsça sözcük ailesi üzerinden düşünüldüğünde “göstermek/ortaya koymak” semantiği anlaşılabilir.
Bu nedenle “Cihannümâ”yı yalnızca “dünya” şeklinde çevirmek eksik kalır. Kelimenin asıl vurgusu dünyanın kendisinden çok dünyanın bilgisine erişmeyi ve onu tasvir etmeyi ifade eder.
Tam da bu nedenle kelime, coğrafya kitabı için oldukça anlamlı bir adlandırmadır.
Cihannümâ Denildiğinde Neden Kâtib Çelebi Akla Geliyor?
“Cihannümâ” denildiğinde Türk-İslam bilim tarihi açısından en önemli referanslardan biri Kâtib Çelebi’nin Cihannümâ adlı eseridir. Kâtib Çelebi’nin 17. yüzyılda hazırladığı bu çalışma, Osmanlı coğrafyacılığında son derece önemli bir yere sahiptir.
TDV İslâm Ansiklopedisi, Cihannümâ’yı Osmanlı ülkelerinin ilk sistematik coğrafya kitaplarından biri olarak değerlendirir. Eserin amacı yalnızca şehirleri sıralamak değildir. Denizler, nehirler, adalar, ülkeler, şehirler, iklimler, doğal özellikler ve siyasi yapılar gibi çok çeşitli bilgileri bir araya getirmeye çalışır.
Daha da ilginç olanı, Kâtib Çelebi’nin farklı bilgi geleneklerini karşılaştırmasıdır. Araştırmalar, onun İslam coğrafya literatürünü Avrupa kaynakları ve atlaslarıyla birlikte değerlendirdiğini göstermektedir.
John J. Curry’nin Osmanlı Araştırmaları dergisinde yayımlanan çalışması, Kâtib Çelebi’nin Cihannümâ aracılığıyla Avrupa coğrafyacılığında ortaya çıkan yeni bilgileri İslam coğrafya geleneğiyle bir araya getirme çabasına dikkat çeker.
Burada kelimenin anlamı ile eserin yöntemi arasında dikkat çekici bir uyum vardır: Cihannümâ, gerçekten de “dünyayı gösterme” iddiası taşıyan bir bilgi projesidir.
Bilimsel Açıdan Cihannümâ Nasıl Araştırılır?
Bu konuda bilimsel bir çalışma yapmak için tek bir yönteme bağlı kalmak yeterli değildir. En az üç farklı araştırma yöntemi kullanılabilir.
İlk yöntem filolojik incelemedir. Burada kelimenin eski metinlerdeki yazılışları, sözlüklerdeki karşılıkları ve farklı dönemlerdeki kullanımları karşılaştırılır.
İkinci yöntem metinlerarası karşılaştırmadır. Kâtib Çelebi’nin hangi Doğu ve Batı kaynaklarından yararlandığı incelenir. Bu yöntem sayesinde eserin özgün katkılarıyla başka kaynaklardan aktardığı bilgiler birbirinden ayrılabilir.
Üçüncü yöntem ise tarihsel-kartografik analizdir. Metindeki coğrafi bilgiler haritalarla karşılaştırılır. Böylece 17. yüzyıldaki coğrafi bilgi seviyesinin hangi noktalarda günümüz bilgisiyle örtüştüğü veya ayrıştığı görülebilir.
Mesut Elibüyük’ün Coğrafi Bilimler Dergisinde yayımlanan araştırması da Cihannümâ’nın tarihî coğrafya açısından önemini bu çerçevede ele alır. Araştırmada eserin denizlerden karalara, akarsulardan yerleşmelere ve ekonomik faaliyetlere kadar geniş bir coğrafi bilgi alanı sunduğu belirtilmektedir.
Dolayısıyla “Cihannümâ” yalnızca güzel bir kitap adı değildir; dönemin bilgi üretme anlayışını da yansıtan kavramsal bir ifadedir.
Peki “Dünyayı Gösteren” Gerçekten Bilimsel Bir İddia mıydı?
Burada modern bilim anlayışı ile 17. yüzyıl bilgi anlayışını birbirine karıştırmamak gerekir.
Bugün bir coğrafya çalışmasından beklediğimiz şey ölçülebilir koordinatlar, uydu görüntüleri, istatistiksel modeller ve doğrulanabilir veri setleridir. Kâtib Çelebi’nin döneminde ise bilgi üretiminin araçları farklıydı. Seyahatnameler, eski coğrafya eserleri, haritalar, astronomik bilgiler ve farklı bölgelerden gelen raporlar temel bilgi kaynakları arasında bulunuyordu.
Bu nedenle Cihannümâ'yı modern anlamda bir “bilimsel atlas” olarak değerlendirmek anakronik olur. Buna karşılık eseri kendi tarihsel bağlamında sistematik bilgi derleme ve karşılaştırma girişimi olarak değerlendirmek daha isabetlidir.
TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki incelemeye göre Kâtib Çelebi, Batı kaynaklarına giderek daha fazla başvurmuş ve farklı kaynaklardan gelen bilgileri eserinde birleştirmiştir. İkinci telifinde Batı kaynaklarının yanı sıra çok sayıda Doğu kaynağından da yararlanmıştır.
Bu yöntem, günümüz akademik araştırmalarındaki “literatür taraması” kavramıyla birebir aynı değildir; fakat bilgi kaynaklarını toplama, karşılaştırma ve sistematik biçimde düzenleme bakımından dikkat çekici bir benzerlik taşır.
Erkekler Daha Veri Odaklı, Kadınlar Daha Sosyal mi?
Konuyu toplumsal açıdan tartışırken sıkça karşılaşılan bir iddia şudur: erkeklerin dünyayı daha fazla veri, mantık ve sistem üzerinden; kadınların ise sosyal ilişkiler, empati ve insan deneyimleri üzerinden değerlendirdiği söylenir.