Faşist Ne Demek? Günlük Hayatta Sık Duyduğumuz Bir Kelimenin Gerçek Anlamı
İtiraf edeyim, “faşist” kelimesi günlük konuşmalarda o kadar hızlı tüketiliyor ki bazen insan kelimenin kendisinin yetişip “Bir dakika, ben aslında ne anlama geliyorum?” diye itiraz edeceğini düşünüyor. Biri trafikte yol vermedi: “Faşist!” Bir arkadaşımız restoranda masayı seçti: “Ne faşistsin!” İnternette biri fikrimize katılmadı: “Faşist zihniyet!” Derken kelime, siyasi tarih kitaplarından çıkıp neredeyse her tartışmanın acil durum düdüğüne dönüşebiliyor.
Peki gerçekten faşist ne demek?
Kısaca söylemek gerekirse faşist, faşizmi benimseyen veya faşist bir siyasi anlayışı savunan kişi anlamına gelir. Faşizm ise özellikle 20. yüzyılın ilk yarısında Avrupa'da ortaya çıkan; aşırı otoriter yönetim, güçlü lider kültü, aşırı milliyetçilik, siyasal çoğulculuğun ve muhalefetin bastırılması, toplumsal hayatın sıkı biçimde denetlenmesi ve gerektiğinde siyasi şiddetin meşrulaştırılması gibi özelliklerle ilişkilendirilen bir siyasi ideolojidir.
Ama mesele bundan biraz daha karmaşık. Çünkü “faşist” sözcüğünü anlamak için yalnızca sözlük tanımına değil, tarihe, siyasi sisteme ve davranışın bağlamına da bakmak gerekiyor.
Faşist kelimesi nereden geliyor?
“Faşizm” sözcüğü İtalyanca fascismo kelimesinden gelir. Kavram, özellikle İtalya'da Benito Mussolini liderliğindeki hareketle özdeşleşmiştir. “Fascio” kökü ise birlik veya demet fikriyle bağlantılıdır. Tarihsel sembolizm açısından burada ilginç bir fikir vardır: Tek tek çubukların birleşerek daha güçlü bir demet oluşturması.
Fakat siyasal hayatta bu “birlik” fikri, bireysel ve siyasi çoğulculuğun geri plana itilmesiyle birlikte oldukça farklı bir anlama büründü.
Mussolini'nin İtalya'daki hareketi 1920'lerde iktidara geldi. Ardından faşist yönetim, siyasi muhalefetin alanını daralttı, basın ve siyasal örgütlenme üzerinde baskı kurdu ve devlet ile toplum arasındaki ilişkileri otoriter biçimde yeniden şekillendirdi.
Daha sonra Adolf Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası da faşizmle aynı geniş tarihsel aile içinde incelenir; ancak Nazizm, ırkçı ve antisemitik ideolojisi, soykırım politikaları ve kendine özgü totaliter yapısıyla ayrıca ele alınması gereken bir tarihsel örnektir.
Burada önemli bir ayrıntı var: Her otoriter yönetim otomatik olarak tarihsel anlamda faşist değildir. “Otoriter”, “totaliter”, “faşist” ve “diktatörlük” kavramları birbirleriyle ilişkili olabilir ama aynı şey değildir.
Faşizmin temel özellikleri nelerdir?
Faşizmi tek bir cümleye sıkıştırmak mümkün değildir. Tarihçiler ve siyaset bilimciler farklı tanımlar üzerinde tartışmıştır. Bununla birlikte faşist hareketlerde sık görülen bazı özelliklerden söz edebiliriz.
Bunların başında aşırı otoriterlik gelir. Lider veya merkezi otorite, siyasi sistemin merkezine yerleştirilir. Liderin iradesi kurumların, muhalefetin veya bireysel hakların üzerinde tutulabilir.
İkinci önemli unsur aşırı milliyetçiliktir. Ulus, yalnızca ortak bir siyasi topluluk olmaktan çıkarılarak neredeyse kutsal bir kimlik haline getirilebilir. “Biz” ve “onlar” ayrımı sertleşir.
Üçüncü unsur siyasi çoğulculuğa düşmanlıktır. Farklı partilerin, sendikaların, bağımsız basının veya muhalif hareketlerin varlığı tehdit olarak görülebilir.
Bir diğer özellik propaganda ve kitle mobilizasyonudur. Semboller, sloganlar, mitingler, marşlar, üniformalar ve güçlü görsel mesajlar toplumu belirli bir siyasi hedef etrafında birleştirmek için kullanılabilir.
Son olarak şiddetin veya zor kullanımının siyasi araç olarak meşrulaştırılması da birçok tarihsel faşist harekette dikkat çeken bir unsurdur.
Kısacası faşizm yalnızca “sert yönetim” demek değildir. Siyasal hayatın nasıl örgütlendiği, muhalefete nasıl davranıldığı ve bireyin devlet veya kolektif kimlik karşısındaki konumu da önemlidir.
“Faşist” demek neden her sert insan için doğru değil?
Forumların en eğlenceli ama aynı zamanda en problemli taraflarından biri burada ortaya çıkıyor.
Bir arkadaşınız “Telefonunu masaya koyma, ders çalışıyoruz” dedi diye faşist olmaz. Bir yönetici iş yerinde mesai saatlerine uyulmasını istedi diye de otomatik olarak faşist sayılmaz. Trafikte önünüze kıran sürücüye sinirlenmeniz gayet anlaşılır; fakat sürücünün siyasi ideolojisini yalnızca korna kullanımından tespit etmek biraz zor.
Hatta bu konuda komik bir test yapabiliriz:
Birisi kahvaltıda son zeytini aldı.
Bu faşizm mi?
Hayır.
Peki son zeytini alıp diğer insanların hakkını sistematik biçimde yok sayıyor, itiraz edenleri susturuyor, kendi otoritesini mutlaklaştırıyor ve zeytin kavanozunun başına güvenlik güçleri yerleştiriyorsa?
Artık mesele zeytin olmaktan çıkmıştır.
Bu küçük örnek aslında önemli bir ayrımı gösteriyor: Gündelik otoriter davranış ile tarihsel-siyasi anlamda faşizm aynı şey değildir.
Bir insan baskıcı, kaba, kontrolcü veya tahammülsüz olabilir. Bunların hepsi eleştirilebilir. Ancak “faşist” gibi ağır bir siyasi kavram kullanıldığında, kelimenin tarihsel içeriğini de korumak gerekir.
Erkekler stratejik, kadınlar empatik mi? Bu konuya biraz dikkatli bakalım
Toplumsal tartışmalarda bazen erkeklerin daha çözüm odaklı ve stratejik, kadınların ise daha empatik ve ilişki odaklı olduğu söylenir. Bu tür ifadeler kulağa kolay geliyor ama gerçek hayat, bu kadar düzgün kutulara sığmıyor.
Örneğin bir erkek, siyasi baskı gördüğünde “Önce kurumları inceleyelim, hangi mekanizmalar devreye girmiş bakalım” diyebilir. Bu yaklaşım daha analitik ve stratejik olabilir.
Başka bir erkek ise “Bu durumdan etkilenen insanların ne yaşadığını konuşmadan meseleyi anlayamayız” diyebilir. Yani son derece ilişki ve empati odaklı davranabilir.
Aynı çeşitlilik kadınlarda da görülür.
Bir kadın, siyasi bir problemi değerlendirirken “Hangi yasalar değişti, hangi kurumun yetkisi arttı, karar mekanizması nasıl işliyor?” diyerek son derece stratejik bir analiz yapabilir.
Başka bir kadın ise “Bu karar insanların gündelik hayatında neye yol açtı?” sorusunu öne çıkarabilir.
Dolayısıyla mesele kadınların veya erkeklerin doğası değil, insanların kişilikleri, eğitimleri, deneyimleri, meslekleri ve içinde bulundukları koşullardır.
Mesela hukukçu Ayşe'nin siyasi bir değişikliği maddeler üzerinden incelemesiyle gazeteci Mehmet'in aynı olayı toplum üzerindeki etkileri üzerinden değerlendirmesi arasında cinsiyet temelli bir zorunluluk yoktur.
İkisinin de yaklaşımı değerli olabilir.
İtiraf edeyim, “faşist” kelimesi günlük konuşmalarda o kadar hızlı tüketiliyor ki bazen insan kelimenin kendisinin yetişip “Bir dakika, ben aslında ne anlama geliyorum?” diye itiraz edeceğini düşünüyor. Biri trafikte yol vermedi: “Faşist!” Bir arkadaşımız restoranda masayı seçti: “Ne faşistsin!” İnternette biri fikrimize katılmadı: “Faşist zihniyet!” Derken kelime, siyasi tarih kitaplarından çıkıp neredeyse her tartışmanın acil durum düdüğüne dönüşebiliyor.
Peki gerçekten faşist ne demek?
Kısaca söylemek gerekirse faşist, faşizmi benimseyen veya faşist bir siyasi anlayışı savunan kişi anlamına gelir. Faşizm ise özellikle 20. yüzyılın ilk yarısında Avrupa'da ortaya çıkan; aşırı otoriter yönetim, güçlü lider kültü, aşırı milliyetçilik, siyasal çoğulculuğun ve muhalefetin bastırılması, toplumsal hayatın sıkı biçimde denetlenmesi ve gerektiğinde siyasi şiddetin meşrulaştırılması gibi özelliklerle ilişkilendirilen bir siyasi ideolojidir.
Ama mesele bundan biraz daha karmaşık. Çünkü “faşist” sözcüğünü anlamak için yalnızca sözlük tanımına değil, tarihe, siyasi sisteme ve davranışın bağlamına da bakmak gerekiyor.
Faşist kelimesi nereden geliyor?
“Faşizm” sözcüğü İtalyanca fascismo kelimesinden gelir. Kavram, özellikle İtalya'da Benito Mussolini liderliğindeki hareketle özdeşleşmiştir. “Fascio” kökü ise birlik veya demet fikriyle bağlantılıdır. Tarihsel sembolizm açısından burada ilginç bir fikir vardır: Tek tek çubukların birleşerek daha güçlü bir demet oluşturması.
Fakat siyasal hayatta bu “birlik” fikri, bireysel ve siyasi çoğulculuğun geri plana itilmesiyle birlikte oldukça farklı bir anlama büründü.
Mussolini'nin İtalya'daki hareketi 1920'lerde iktidara geldi. Ardından faşist yönetim, siyasi muhalefetin alanını daralttı, basın ve siyasal örgütlenme üzerinde baskı kurdu ve devlet ile toplum arasındaki ilişkileri otoriter biçimde yeniden şekillendirdi.
Daha sonra Adolf Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası da faşizmle aynı geniş tarihsel aile içinde incelenir; ancak Nazizm, ırkçı ve antisemitik ideolojisi, soykırım politikaları ve kendine özgü totaliter yapısıyla ayrıca ele alınması gereken bir tarihsel örnektir.
Burada önemli bir ayrıntı var: Her otoriter yönetim otomatik olarak tarihsel anlamda faşist değildir. “Otoriter”, “totaliter”, “faşist” ve “diktatörlük” kavramları birbirleriyle ilişkili olabilir ama aynı şey değildir.
Faşizmin temel özellikleri nelerdir?
Faşizmi tek bir cümleye sıkıştırmak mümkün değildir. Tarihçiler ve siyaset bilimciler farklı tanımlar üzerinde tartışmıştır. Bununla birlikte faşist hareketlerde sık görülen bazı özelliklerden söz edebiliriz.
Bunların başında aşırı otoriterlik gelir. Lider veya merkezi otorite, siyasi sistemin merkezine yerleştirilir. Liderin iradesi kurumların, muhalefetin veya bireysel hakların üzerinde tutulabilir.
İkinci önemli unsur aşırı milliyetçiliktir. Ulus, yalnızca ortak bir siyasi topluluk olmaktan çıkarılarak neredeyse kutsal bir kimlik haline getirilebilir. “Biz” ve “onlar” ayrımı sertleşir.
Üçüncü unsur siyasi çoğulculuğa düşmanlıktır. Farklı partilerin, sendikaların, bağımsız basının veya muhalif hareketlerin varlığı tehdit olarak görülebilir.
Bir diğer özellik propaganda ve kitle mobilizasyonudur. Semboller, sloganlar, mitingler, marşlar, üniformalar ve güçlü görsel mesajlar toplumu belirli bir siyasi hedef etrafında birleştirmek için kullanılabilir.
Son olarak şiddetin veya zor kullanımının siyasi araç olarak meşrulaştırılması da birçok tarihsel faşist harekette dikkat çeken bir unsurdur.
Kısacası faşizm yalnızca “sert yönetim” demek değildir. Siyasal hayatın nasıl örgütlendiği, muhalefete nasıl davranıldığı ve bireyin devlet veya kolektif kimlik karşısındaki konumu da önemlidir.
“Faşist” demek neden her sert insan için doğru değil?
Forumların en eğlenceli ama aynı zamanda en problemli taraflarından biri burada ortaya çıkıyor.
Bir arkadaşınız “Telefonunu masaya koyma, ders çalışıyoruz” dedi diye faşist olmaz. Bir yönetici iş yerinde mesai saatlerine uyulmasını istedi diye de otomatik olarak faşist sayılmaz. Trafikte önünüze kıran sürücüye sinirlenmeniz gayet anlaşılır; fakat sürücünün siyasi ideolojisini yalnızca korna kullanımından tespit etmek biraz zor.
Hatta bu konuda komik bir test yapabiliriz:
Birisi kahvaltıda son zeytini aldı.
Bu faşizm mi?
Hayır.
Peki son zeytini alıp diğer insanların hakkını sistematik biçimde yok sayıyor, itiraz edenleri susturuyor, kendi otoritesini mutlaklaştırıyor ve zeytin kavanozunun başına güvenlik güçleri yerleştiriyorsa?
Artık mesele zeytin olmaktan çıkmıştır.
Bu küçük örnek aslında önemli bir ayrımı gösteriyor: Gündelik otoriter davranış ile tarihsel-siyasi anlamda faşizm aynı şey değildir.
Bir insan baskıcı, kaba, kontrolcü veya tahammülsüz olabilir. Bunların hepsi eleştirilebilir. Ancak “faşist” gibi ağır bir siyasi kavram kullanıldığında, kelimenin tarihsel içeriğini de korumak gerekir.
Erkekler stratejik, kadınlar empatik mi? Bu konuya biraz dikkatli bakalım
Toplumsal tartışmalarda bazen erkeklerin daha çözüm odaklı ve stratejik, kadınların ise daha empatik ve ilişki odaklı olduğu söylenir. Bu tür ifadeler kulağa kolay geliyor ama gerçek hayat, bu kadar düzgün kutulara sığmıyor.
Örneğin bir erkek, siyasi baskı gördüğünde “Önce kurumları inceleyelim, hangi mekanizmalar devreye girmiş bakalım” diyebilir. Bu yaklaşım daha analitik ve stratejik olabilir.
Başka bir erkek ise “Bu durumdan etkilenen insanların ne yaşadığını konuşmadan meseleyi anlayamayız” diyebilir. Yani son derece ilişki ve empati odaklı davranabilir.
Aynı çeşitlilik kadınlarda da görülür.
Bir kadın, siyasi bir problemi değerlendirirken “Hangi yasalar değişti, hangi kurumun yetkisi arttı, karar mekanizması nasıl işliyor?” diyerek son derece stratejik bir analiz yapabilir.
Başka bir kadın ise “Bu karar insanların gündelik hayatında neye yol açtı?” sorusunu öne çıkarabilir.
Dolayısıyla mesele kadınların veya erkeklerin doğası değil, insanların kişilikleri, eğitimleri, deneyimleri, meslekleri ve içinde bulundukları koşullardır.
Mesela hukukçu Ayşe'nin siyasi bir değişikliği maddeler üzerinden incelemesiyle gazeteci Mehmet'in aynı olayı toplum üzerindeki etkileri üzerinden değerlendirmesi arasında cinsiyet temelli bir zorunluluk yoktur.
İkisinin de yaklaşımı değerli olabilir.